Her Amerikan başkanı ya da danışmanının başucunda birer İran ve Irak tarihi kitabı olması lazım. Aksi takdirde geçmişte yaptıkları hatalardan vazgeçmeyecekler.
İSTANBUL - Amerikan başkanı Bushun giderayak İranı vurmaya kararlı görünmesi, tarihten ders almadığının göstergesi. Petrol ayrıcalığının kaybedilmesi sonucu 1953de CIA eliyle yapılan darbeyle, Başbakan Muhammed Mussadıkın devrilip Rıza Pehlevi diktatörlüğünün tercih edilmesi İslam devrimi ile sonuçlanmıştı. Mussadık darbesi nasıl yanlışsa, Rıza Pehlevinin desteklenmesi de tarihi yanlış okumanın, İran toplumunu tanımamanın sonuçuydu.
Bush yönetimi yine bir çılgınlığın peşinde. Bu kez doğrudan CIAyi kullanmak yerine İrandaki dini ve teknik grupları harekete geçirmeye çalışıyorlar. Son yıllarda bu grupların faaliyetleri dikkat çekici biçimde artarken Washington yine yanlış ata oynadığının farkında değil.
İRAN MİLLİYETÇİ BİR ÜLKE Birincisi, ABDnin İranı içeriden çökertmek için işbirliği yaptığı gruplar ülkeyi kaosa sürükleyecek kadar güçlü değil. İkincisi Amerika kendi eliyle yıkmaya çalıştığı rejimi farkında olmadan güçlendiriyor. Çünkü İran halkı rejim ne olursa olsun, sonuç olarak milliyetçi bir yapıya sahip. Her ülkede olduğu gibi dışarından sıkıştırıldığı zaman içeride daha kolay bir araya gelip direniş gösterebiliyorlar. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat da bunu biliyor olsa gerek, sürekli karşı tarafı kışkırtarak milliyetçiliğin ipine sarılıyor.
Foreign Relations Council adına çalışan İran uzmanlarından Veli Nasr da saptamalarımızı doğruluyor. Nasra göre İran, Lübnan, Irak ya da Pakistan gibi etnik sorunlarla boğuşmuyor. İran eski bir ülke ve vatandaşları da milliyetçi. Amerika, İrandaki etnik rahatsızlığı abartıyor.
İrandaki etnik gruplar ya zayıf ya da entegre olmuş durumdalar; ülkedeki rejimi değiştirmek ve yeni politika oluşturmak için yeterli etkiye sahip değiller. Birkaç yıl önce İstanbulda görüştüğümüz Veli Nasr, İranda küçük aktivist grupların bazı eylemlere giriştiğini ama bunların etkisinin olmadığını söylerken bu durumun çoğunluğun tepkisini çektiğini de ekliyor.
İRANDAKİ AMERİKAN BAĞLANTILARI Seymour Hersh, Amerikan yönetiminin diasporadaki tüm muhaliflerle ilişki içinde olduğunu yazdı. Ancak bunların bazıları, bizzat ABDnin geleceği açısından tehlikeli. Örneğin Sünni Belucileri kullanmayı düşünen ABD, bu grubun Tahrandan nefret ettiğini biliyor. Ancak Sünni Belucilerin El Kaideden farkı yok. Yine rejim karşıtı Jundullah örgütü benzer çizgide. Halkın Mücahitleri ise iyice güçten düşmüş durumda, uzun yıllar Irakta barınmaları İran içindeki tüm sempatilerini yok etti. Geriye gazete haberlerine de yansıyan İran Kürdistan Özgür Yaşam Partisi, PJAK kalıyor ki PKKnın İran kolu PJAKın operasyonları rejimi zorlayacak nitelikte değil.
Amerikalı diplomatlar PJAKın terörist örgütler listesinde olduğunu açıklayıp, bu bağlantıyı reddetse bile bu tür operasyonlar adı üstünde örtülü ya da gizli. Yani resmi olarak kabul edilmez gibi gösterilse de farklı bir kanaldan yürütülen ilişkiler. Reagan döneminde ambargo olmasına rağmen İrana gizlice silah satıldığını, kazanılan paralarla Nikaraguadaki solcu yönetimi devirmek için Kontra gerillaların finanse edildiğini hatırlatmakta yarar var. Öte yandan İrandaki muhalif gruplara 400 milyon dolar ayıran ve harcayan Amerika da paraları kontrol edemiyor. Nasıl harcandığını bilmiyor.
İRAN HALKINI ANLAMAK! İran rejiminin tüm olumsuzlukları tüm baskıcı ve bunaltıcı yönleri bir yana, rejimin dış müdahale ya da içeride yapay krizler ve kaos yaratarak yıkılmayacağı ortada. Durum böyle olmasına rağmen Bush yönetimi, sabit fikrinden vazgeçmiş gibi görünmüyor. Metis Yayınlarından İran: Ketlenmiş Halk adlı bir kitabı yayınlanan ve Birgün gazetesinin önemli yazarlarından İranlı sosyolog Hamid Dabaşi de savaş ve şiddet kadar, savaş tehdidinin geçerli bir yöntem olarak hayatımıza girdiğini, sürekli savaş tehdidinin aslında savaşın kendisi kadar yıkıcı olduğunu söylüyor.
Birikim dergisinin Temmuz-Ağustos sayısında Irak ve İran konusunda yayınlanacak yazımda, Dabaşinin saptaması da yer alıyor. Amerikanın şu anki tehdit politikası da bunu anımsatıyor zaten. Savaş tehdidi bir süre sonra insanlarda savaşın beklentisini sürekli hale getiriyor, bu bekleyişi normalleştiriyor, sıradanlaştırıyor aslında tehdit, savaşın kendisinden daha fazla istikrarsızlığa neden oluyor. Yani bir süreklilik hali söz konusu. Savaş hali ve şiddet tehdidi, herhangi bir tikel savaşı veya şiddeti algıladığımız ve yorumladığımız politik kültürü değiştirir. O kadar değiştirir ki her savaşın parçası olan şeyler, insani bedelin büyüklüğü, alt yapıya verilen zararlar ve çevre felaketi, savaş halinin her yere yayılmamış olması karşısında etkisizleşir ve görünmez hale gelir. Başka bir deyişle savaş hali insan bilincini köreltiyor, böylece hem Filistin hem Irakta her gün şahit olduğumuz ahlak yoksunu eylemlere ölçülü denilebilecek bir şekilde yanıt vermekten aciz hale geliyoruz; çünkü bunun için yeterince anlamlı bir dile sahip değiliz artık diyor
HAYIR DEMELİYİZ Ortadoğuyu içinden çıkılmaz bir hale getirenlerin hala kendi kafalarındaki dünyayı dizayn etmek için bölgede karabasan yaratacak çeşitli planları, her gün gündeme getirmelerine de karşı çıkmak gerekiyor. Birtakım insanların, uluslararası toplum mühendislerinin, nasıl yapalım da bölgeyi kendi istediğimiz gibi düzenleyelim diye düşünürken, İran halkının kayıpları umurlarında bile değil. Hem kendimiz hem de Türkiye için olan bitene karşı çıkmamız gerekiyor. Çünkü, İranda olup bitenler doğrudan bu ülkeyi etkileyecektir. İrandaki rejime karşı çıkmakla, İrana yönelik bir saldırıya karşı çıkmak farklı şeyler. İrana bu rejimi armağan edenler önce her şeyi berbat edip, ardından düzeltiyor gibi görünürken bizi de bu pis oyuna dahil etmeye çalışmalarına hayır deme hakkımız olmalı.
irandaki bugünkü rejim ve bu ülkenin
agresif tutumunun en büyük sorumlusu
ingiltere ve abd , memnuniyetsizliğini
en kaba ve doğrudan yolla gösteren de
bu iki ülke . amaçları belli.atacağı
adımı abaküs veya parmak hesabıyla
hesaplayan bush"un bir yalnış seçimi
daha.mevcut abd hükümetinin tavrı
iranı daha da agresifleştiriyor.obama
barack dönemi ile ota doğu ve iran ile
abd arasında farklı ve yeni bir çağ
başlayacak bence.
Bahadir Hamamcioglu - İstanbul
03 Temmuz 2008, Perşembe 19:41
daha hızlı kolay bir araya gelip direniş
gösterebiliyor bunu yapmalarını
istiyorlar. Dünyanın her yerinden kalkıp
kendi topraklarında birikmeleri
sağlanmaya çalışılıyor.Tümünü orada
toplamaya çalışıyorlar.Pakistandan
Afganistandan diğer tüm müslüman
ülkelerden ve Türkiye den İran a
varmalarını sağlıyorlar.Böylece teknik
gruplar İrana varmaları sağlanıyor.Tüm
terör örgütleri nasıl ki Irakta toplandı
aynısını İran da oluşturmaya
çalışıyorlar.İran da da aynısının olması
nı istiyorlar.
Numan KUTAY - Ankara
03 Temmuz 2008, Perşembe 19:10
ABD, olası bir İran savaşında taraf
olmamız için bize pkkyı verdi.
Bu rüşvet Türkiye"ye yetmedi. ABD Ak
Partiyi kapatmakla tehdit etti. Şu
anda hala pazarlıklar sürüyor.
Ak Parti kapanmazsa biliniz ki
Türkiye, ABD tarafında İran"a karşı
olacak.
Türkiye"den kastımız şu anki
hükümettir.